Hayatta Kalmak İçin Çalışma Hakkı

image

Ulusal ve uluslararası çeşitli kanun koyucu mekanizmalarla tanımı yapılan ve derinliği oluşturulan "çalışma hakkı" kavramı Gülmez'e göre; "Bireysel ve toplu bileşenleriyle kendi içinde bütünlüğü olan ve aynı zamanda tüm insan haklarından somut ve eylemli yararlanmanın ön koşulunu oluşturan, devletin saygı göstermekten başlayıp koruma ve gerçekleştirmeye değin uzanan ve özüne içkin bileşenlerini derhal gerçekleştirmekle yükümlü olduğu sosyal insan haklarının birincisidir."(Gülmez,2014,:124)

1982 Anayasasında çalışma hakkı, çalışma şartları ve dinlenme hakkı, sendika kurma hakkı, grev hakkı, sosyal güvenlik hakkı gibi haklar ile üçüncü bölümde "Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler" başlığı altında yer almaktadır. Anayasa'nın  49. Maddesine göre, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.”  

Çalışma hakkı, uluslararası hukuksal zeminde ise Uluslararası Çalışma Örgütü'nün sözleşme ve tavsiye kararları'nda, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde, Avrupa Sosyal Şartı'nda, Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'de çeşitli maddelerle güvence altına alınmıştır.

Uluslararası ve ulusal mevzuatta güvence altına alınmaya çalışılan, yasalarla korunan çalışma hakkı kavramının temel bileşenlerini incelediğimizde Türkiye açısından durumun pekte iyi olduğu söylenemez. Hukuki yönden olumlu gelişmeler olurken uygulamada ülke çalışma kültürünün ve denetimsizliğin etkisiyle çalışma hakkı kavramı anlamını yitirmektedir.

Hukuksal boyutuyla var olan fakat uygulamada kendisini göremediğimiz çalışma hakkı kavramını, Birleşmiş Milletler'in Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 6. ve 7. maddesi doğrultusunda inceleyecek olursak gerçekler daha somut bir şekilde karşımıza çıkacaktır.

Tüik Ocak 2015 hanehalkı işgücü istatistiklerine göre işsizlik oranı %11,3. İşsiz sayısı ise 3 milyon 259 bin kişi. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç işsizlik oranı ise % 20 ( TUİK, 2015). Yani devletin işsizliği önleme konusunda büyük problemler yaşadığı açık ve bu durum her geçen gün daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünmekte.

İşsizlik sorunundan sonra diğer bir sorun ise kişilerin işlerini özgürce seçememe durumudur. Sosyal devlet olduğunu anayasada belirten ülkemizde bu yönde atılan adımların zayıf olduğu dikkat çekmektedir. Eğitim olanaklarına sosyo-ekonomik düzeyleri doğrultusunda erişebilen vatandaşlar,  iş olanaklarına da aldıkları eğitimler doğrultusunda ulaşabilmektedir. Ekonomik durumu kötü olan bir ailenin çocuğu aldığı yetersiz eğitim sonucu düşük ücretli ve güvencesiz bir işe girerek yine ekonomik durumu kötü bir aile oluşturmaktadır. Yani kişiler işlerini özgürce değil de sosyo-ekonomik düzeyleri doğrultusunda seçmekte veya seçmeye zorlanmaktadırlar.

Birleşmiş Milletler'in Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi md. 7'de "çalışanlara asgari bir gelir ile en azından kendisi ve ailesi için nezih bir yaşam oluşturulması" ifadesine yer verilmiştir. Ülkemizde 2015'in ilk yarısına ilişkin net asgari ücret miktarı 949,07 TL'dir (CSGB,2015). TÜRK-İŞ' in Ocak 2015'te yayınladığı haber bülteninde ise dört kişilik bir ailenin açlık sınırının ise 1257 TL olduğu belirtilmiştir. Hesap basit olduğu kadar içler acısıdır!  Asgari ücretli evinin tek gelir kalemini oluşturuyorsa aile fertlerinin açlık ve sefalet içinde yaşamaları kaçınılmazdır.

Açlık veya yoksulluk sınırının üstünde bir gelirin olması çalışma hakkının yerine getirildiği anlamına gelmemektir. Devlet işyerlerinde çalışanları korumalı, işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarını harfiyen uygulatmalı ve denetlemelidir. Türkiye'de işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin düzenlemeler yapılmasına rağmen iş kazalarında azalma olmamaktadır. Bu yıl Soma ve Ermenek kömür havzasındaki kitlesel işçi cinayetleri bunun yalnızca iki örneğidir.

2013 yılında en az 1235 işçi, 2014 yılında en az 1886  işçi can verdi. 2015'in ilk üç ayında ise en az 351 işçi hayatını kaybetmiş durumda (http://www.guvenlicalisma.org). Çalışma hakkı ortamının sağlanıldığı düşünülen ülkede bir işçinin iş kazasıyla hayatını kaybetmesi bile açıklanamaz bir durumken, senede ortalama 1000 işçinin iş kazalarıyla hayatını kaybetmesi büyük bir utanç  kaynağıdır.

Güncel veriler ışığında, yüzeysel değerlendirme sonucunda bile ülkemizde çalışma hakkı kavramının özünün anlaşılmadığı görülmektedir. Kişilerin özgürce işlerini seçemediği, işsizliğin her geçen gün artan bir nitelik kazandığı, asgari ücretin açlık sınırının bile altında olduğu, işçi sağlığı ve güvenliği koşullarının sağlanamadığı bir ortamda insanlar hayatta kalabilmek için çalışmayı göze almış durumdalar. Umarız ki yakın gelecekte yukarda sayılan sorunlar çözülür ve yurdumuz çalışma hakkı kavramı çerçevesinde iyi uygulamaların örneği olur.

KAYNAKÇA

GÜLMEZ Mesut (2014), " Çalışma Özgürlüğü ve Hakkı Açısından Emeğin Evrimi: Ulusal ve Ulusalüstü Hukuksal Boyutlar Üzerine Düşünceler", Sosyal İnsan Hakları Ulusal Sempozyumu VI Bildiriler, Petrol-İş Yayını No:119, İstanbul, s.s.131-156.

Türkiye İstatistik Kurumu, Hanehalkı İş Gücü İstatistikleri, Ocak 2015 .

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Asgari Ücret Net Hesabı ve İşverene Maliyeti, http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/cgm.portal?page=asgari, ( Erişim Tarihi:15.03.2015).

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Açlık ve Yoksulluk Sınırı Haber Bülteni, Ocak 2015, http://www.turkis.org.tr/OCAK-2015-ACLIK-ve-YOKSULLUK-SINIRI-d597, (Erişim Tarihi:10.02.2015).

http://www.guvenlicalisma.org/index.php?option=com_content&view=article&id=13333:2015-subat-ayinda-en-az-81-isci-yasamini-yitirdi&catid=149:is-cinayetleri raporlari&Itemid=236, (Erişim Tarihi: 15.04.2015).

* Araştırma Görevlisi Ahmet GÖKÇE, Uludağ Üniversitesi İ.İ.B.F Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü.

Diğer Yazıları